Nasıl bir anne-baba olalım?
Bazı anne-babalar diyorlar ki; “Biz çocuğumuzla arkadaş gibiyiz, aramızdan su sızmaz, bizimle her şeyini paylaşır.” Bazıları da “Biz öyle çocuğumuzla arkadaş falan olmayız. Sonra neme lazım tepemize çıkıverirler.” diyorlar.
Modern eğitim anlayışına göre her ne kadar birincisi doğru gibi gözükse de aslında doğru olan ikisi de değil. Doğru olan çocuğun o anki ihtiyacına göre doğru davranışı geliştirebilmektir. Çocuk üzgün olduğunda ve bir arkadaşa ihtiyaç duyduğunda ona arkadaşlık edebilmeli, yaptırım uygulanması gereken yerde de anne-baba olarak gerektiğinde tavrımızı koyarak disiplini sağlamalıyız.
Bazı evler çocukların yönetimindedir
Bazı ailelerde yönetim çocukların elindedir. Çocuklar ağlama, nazlanma ve sizi kötü hissettirme silahlarını çok iyi kullanırlar. Yönetimi asla çocuklara bırakmayın. Ama onları bütün bütün de söz hakkı olmayan biri konumuna düşürmeyin. Onun uygulanabilir fikirlerine değer verin. Çocuk böylelikle kendi sınırlarını öğrenir.
Çocuklar için çok önemli
Olumsuz görüntü veya olaylar karşısında kanalı değiştirmek çocuklar için çok önemli bir mesajdır. Çocuk, “Demek ki bu yapılan yanlış!” diyebilir. Ancak aile sessiz kalırsa çocuk bunu oradaki olumsuzluklara ailenin onayı gibi algılayabilir.
Sürekli tetikte olun
Çocuklarınızı televizyon karşısında savunmasız bırakmayın. Ellerine kumandayı verip televizyonla baş başa bırakmayın. Onun seyredeceği şeyleri önceden belirleyin. Eğer mümkünse eve bir VCD veya DVD alarak kontrollü bir şekilde ne izleyeceğini siz belirleyin.
Bunu önemsiz gibi görmeyin. Çünkü çocuğunuzda size anlamsız gibi görünen olumsuz değişimlerin nedeni bu olabilir.
‘Oğlum sen adam olamazsın’
Adam oğluna yıllarca, “Sen adam olamazsın.” demiş. Gün gelip o çocuk okuyup vali olunca babasını ayağına çağırtıp, “Bak sen bana adam olamazsın demiştin; ama ben vali oldum.” deyince baba, “Oğlum, adam olsaydın babanı ayağına getirtmez, gelir elimi öperdin.” demiş.
Yıllarca bu hikâyede hayırsız evladın günahını aldık. Bence baba eğer adam olsaydı çocuğunu, “Sen adam olamazsın” telkinleriyle değil, “Oğlum sana güveniyorum. İnşallah sen adam olacaksın.” sözleriyle büyütürdü. Bu güzel, şefkat dolu ve destekleyici sözlerle büyüyen çocuk da adam olup babasının elini öperdi.
Bugün aynaya bakın ve kendinizden başlayın
Başbakan olsaydım şöyle yapardım, vali olsam böyle yapardım, ah teknik direktör ben olacaktım ki görecektin nasıl oynuyormuş bu takım. Her gün bu ve benzeri cümlelerle Türkiye’yi kurtarıyoruz.
Türkiye’yi isterseniz yarın kurtarmaya devam edebilirsiniz. Ama gelin bugün farklı bir şey yapın. Bugün de kendinizden ve ailenizden başlayın. Süper bir başbakan olacağınızı iddia ederken hiç düşündünüz mü acaba çocuğunuzun gözünde nasıl bir babasınız? Çocuğunuzun gözünde harika bir babaysanız emin olun gün gelir başbakanlık da nasip olursa onu da harika yaparsınız.
Yoksa kendine ve ailesine faydası olmayanın vatana, millete hiçbir faydası olmaz.
Anne ve babanın temsil ettiği roller nelerdir?
Aile içinde anne hassasiyet, zerafet, şefkat, merhamet gibi rolleri temsil ederken; baba da temkin, dirayet, vakar, disiplin ve güç gibi unsurları temsil eder.
Anne ve baba bu rollerine uygun davranmalıdır. Anne, babanın baba da annenin rolünü üstlenmeye kalkarsa gayri fıtri bir durum ortaya çıkacağından değişik sorunları da beraberinde getirir.
Bu, baba şefkat göstermeyecek veya anne dirayetli olmayacak demek değildir. Ancak annenin şefkati babanın da dirayeti daha önde görünmesi gerekir.
Babanın şefkati anneninkini geçmeye başlayınca anne ister istemez babanın rolü olan disipline yöneliyor. Tabii bu durum da sorunları beraberinde getiriyor.
Çocuklarınızı şartsız sevin
Çocukları şartsız sevdiğinizi onlara da gösterin.
Çocuğunuzu başkalarıyla kıyaslamayın. Hem kıyasladığınız kişiye hem de size nefret geliştirir. Olumsuza benzetme yanlış olduğu gibi, olumluyla kıyaslama da yanlıştır. Çocuk sevilmediğini düşünür.
Çocuklara vermemiz gereken temel şey şudur: “Biz seni çok seviyoruz ve bu sevgimiz hiçbir şarta bağlı değil. Yani şunu yaparsan severiz bunu yapmazsan sevmeyiz diye bir şey bizim lügatimizde yok. Yanlış bir şey yapman bu sevgimizi azaltmaz. Sadece beni üzer/biraz kırılırım.” Bu yaklaşım, çocuğun ihtiyaç duyduğu temel güven duygusunu oluşturur.
Kişiliğini değil davranışlarını eleştirelim. “Ne biçim çocuksun?” gibi kişiliğine yönelik saldırı değil, “Bunu yapman beni çok üzdü, küfürlü konuşmanı hiç tasvip etmiyorum.” şeklinde davranışına yönelik eleştiri yapmamız gerekir.
Ameller niyetlere göredir
Çocuğun yaptığı davranışlarında sonucuna değil, niyetine bakmalıyız. Çocuk, annesine yardım etmek isterken ortalığı batırmış olabilir. Anne, çocuğun niyetine bakmadan çocuğa kızarsa çocuk bir daha böyle güzel niyetli davranışlar ortaya koymayabilir.
Kim için çalışıyoruz?
Tüm gün çoluk çocuğunun rızkı için çalışan babanın eve geldiğinde çocuğuna vakit ayırmaması ne yaman bir çelişkidir. 13-14 saat ailesinin rızkına çalışan kişi neden 1 saatini de bizzat onlarla ilgilenmeye, muhabbet etmeye ve hasbıhal etmeye ayırmaz?
Bir babanın oğluna, bir annenin de kızına vereceği terbiyeyi hiçbir eğitimci veremez.
Niyetine bakmadan yargılarsak çocuk bunu anlamlandıramaz ve kendisine haksızlık yapıldığını düşünür.
Haksızlık duygusu öfkeye ve saldırganlığa yol açar.
Niyete odaklanma, çocuğun vicdan mekanizmasını harekete geçirir.